Anne - OSMAN - Blogcu



26/6/2008 · Kategori: Anne

bebek657jo   

Kapıdan içeri girer girmez neşeyle bağırdı:
"Anne biliyor musun bugün yuvada ne oldu?"
"Görmüyor musun? Telefonla konuşuyorum."
Hiç kimsenin sevdiği şey birbirine benzemiyordu. Annesi telefonu, babası arabayı seviyordu. Herşey erteleniyordu telefon ve araba söz konusu olduğunda.
Bir de eve misafir gelecek oldu mu kendisine hiç yer kalmıyordu. Nerelere gitsindi?
Annesi kapattı telefonu. Mutfaktan tencere kaşık sesleri geliyordu. Koşarak yanına gitti.
"Sana yardım edeyim mi?" dedi en sevimli halini takınarak.
Annesi manalı manalı baktı.
"Hayırdır. Bir yaramazlık filan. Bak bir de seninle uğraşmayayım. Çok yorgunum zaten."
Yorgunluk nasıl bir şeydi. Bazen elinde oyuncağıyla uykuya daldığında anneannesi oyuncağı yavaşça elinden alır
"Nasıl yorulmuş yavrucak. Uykunun gül kokulu kolları sarsın seni" diyerek alnına bir öpücük konduruverirdi.
Yorgunluk gül kokulu bir uykuya dalmaksa eğer, ne diye annesi kendisiyle böyle kızgın kızgın konuşuyordu.
"Anneciğim yorulduğun zaman gül kokulu uykulara dalarsın. Anneannem öyle söylüyor."
"Uykuya dalayım da gül kokuları kusur kalsın. Yorgunluktan ölüyorum."
Bu kelimeden nefret ediyordu. Yorgunum. Yorgun olduğumdan. Böyle yorgun yorgunken...
"Anneciğim sen yorulma diye..."
"Yemekte konuşuruz çocuğum. Bankada işler yetişmedi. Baban gelene kadar bunları bitirmem lazım. Hadi sen oyna biraz."
"Hani siz yoruluyorsunuz ya..."
"Eeee...."
"Ben de oynamaktan yoruluyorum."
"Ne yapayım?"
"Bilmem..."
Yapılmaması gerekenleri biliyordu da büyükler, yapılması gerekenleri hiç bilmiyorlardı.
Işıklar söndü birden.
Annesi öfkeyle söylenmeye başladı.
"Mum da yok" diye diye karıştırdı dolapları el yordamı.
Çocuk sırtüstü yatıp, anneannesinin köyünü düşündü. Gaz lambasının ışığında deli tavşan masalını anlatışını. Deli tavşanın duvardaki aksini getirdi gözlerinin önüne. Anneannesi gibi iki elini birleştirip işaret parmaklarını yukarı kaldırarak tavşan kafası yaptı.
"bak deli tavşan" diyerek parmaklarını oynattı.
Yoldan geçen arabaların farları duvardaki tavşana yol açtı. Tavşan alabildiğine hür dolaştı sağda solda. Otlarla kuşlarla konuştu. Sonra yorgun düştü. Duvardaki görüntü o minik avuçların açılmasıyla kayboldu. Kolu yavaşça kanepeden aşağı sarktı.
Neden sonra ışıklar geldi. Kadın çocuğun hiç konuşmadığını akıl etti birden.
Kanepeye koştu. Küçücük dizlerini karnına doğru çekerek uykuya dalmıştı.
Masanın üstündeki dosyalara baktı iğrenerek. Dindirilmez bir pişmanlık doldurdu içini.
Uyandırmaktan korka korka küçük alnına bir öpücük kondurdu.
Çocuk sanki bu öpücüğü bekliyormuşçasına
"Işin bitince beni sever misin anne?" dedi.
Kadın, sevilmek için randevu alan çocuğuna bakarak sabaha kadar ağladı....

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

16/6/2008 · Kategori: Anne

Eğer bir anne iseniz veya bir anneniz varsa burada yazdıklarımı gayet iyi anlayacaksınız:

Evet, düşündüğümde babalar da ne demek istediğimi anlayabilirler ama ancak anneler burada yazılanları gerçekten hissedebilirler. 21 senelik evlilikten sonra "aşk ışıltısını" canlı tutmanın yeni bir yolunu buldum.

Bir süre önce, başka bir kadınla çıkmaya başladım ve bu aslında eşimin fikriydi. Bir gün eşim, beni çok şaşırtarak: "Biliyorum ki onu seviyorsun" dedi . Şiddetle itiraz ettim: "Ama ben seni seviyorum!!!" "Biliyorum ama aynı zamanda onu da seviyorsun.

Ona da zaman ayırman gerekiyor"

Karımın, ziyaret etmemi istediği "öbür kadın" , 19 yıldır dul olan annemdi. İşimin yoğunluğu ve üç çocuğumun beklentileri sebebiyle annemi görme fırsatım pek olamıyordu.

O akşam annemi yemeğe ve ardından sinemaya davet ettim.

Endişelendi ve hemen "İyi misin, her şey yolunda mı" diye sordu. Annem de geç saatte gelen bir telefonun veya sürpriz bir davetin mutlaka kötü bir anlamı olacağından şüphelenen tipte kadınlardandı. "Seninle beraber ikimizin biraz zaman geçirmemizin güzel olacağını düşündüm" diye yanıtladım. "Sadece ikimiz mi?" Biraz düşündü ve "Çok isterim" diye cevap verdi.

O Cuma, iş çıkışı onu almaya giderken kendimi biraz gergin hissediyordum. Eve vardığımda fark ettim ki o da, randevumuzdan ötürü hafif gergin görünüyordu. Kapısının önünde, paltosunu çoktan giymiş bir şekilde bekliyordu. Saçlarını yaptırmıştı ve üzerinde babamla kutladıkları son evlilik yıldönümlerinde giydiği elbise vardı. Bana melekler kadar ışıltılı bir yüzle gülümsedi.

Arabaya bindiğimizde "Arkadaşlarıma oğlumla dışarı çıkacağımı söyledim ve gerçekten çok etkilendiler" dedi, "Randevumuzun nasıl geçtiğini duymak için sabırsızlanıyorlar."

Gittiğimiz restoran, çok şık olmasa da sevimli, sıcak ve servisin kaliteli olduğu bir mekândı. Annemse, bir kraliçe edasıyla koluma girdi.

Yerimize oturduktan sonra ona menüyü okumam gerekmişti, çünkü küçük yazıları göremiyordu. Ben daha menünün ortalarındayken annemin nemli gözlerle ve nostaljik bir gülüşle bana bakmakta olduğunu fark ettim:

"Eskiden, sen küçükken, menüleri okuyan bendim, sense meraklı bakışlarla beni dinlerdin" dedi. Ben de gülümsedim: "O zaman, şimdi senin rahat rahat oturma sıran ve ben de okuyarak borcumu ödeyebilirim" dedim.

Yemek boyunca muhabbetimiz çok güzeldi, sıra dışı hiçbir şey olmadı ama eskilerden ve hayatlarımızdaki yeniliklerden bahsederek kaybettiğimiz zamanın birazını telafi etmeye çalıştık.O kadar çok konuştuk ve eğlendik ki film saatini kaçırdık.

Akşam annemi bırakırken; "Seninle tekrar çıkmak isterim ama ancak bu sefer benim seni davet etmeme izin verirsen" dedi ve bir akşam tekrar buluşmakta karar kıldık. Eve geldiğimde eşim yemeğin nasıl geçtiğini sordu:

"Çok güzeldi" dedim "Düşünebileceğimin çok üstündeydi"

Birkaç gün sonra annem aniden ciddi bir kalp krizi sonucu vefat etti. Bu o kadar ani gerçekleşmişti ki onun için bir şey daha yapma şansım olmamıştı.

Birkaç zaman sonra evime, annemle yemek yediğimiz restorandan, ödenmiş iki kişilik bir yemek faturası ve üzerine iliştirilmiş bir not yollandı:

Oğlum, bu faturayı önceden ödedim, çünkü seninle kararlaştırdığımız randevu gününe gelemeyeceğimden neredeyse yüzde yüz emindim. Yine de iki kişilik bir yemek ayarladım çünkü bu sefer eşinle beraber gitmenizi istiyorum. Seninle olan o günkü randevumuzun benim için ne anlam ifade ettiğini bilemezsin. Seni Seviyorum.

O esnada, "Seni Seviyorum" demenin ve hayatta değer verdiğimiz insanlara hak ettikleri zamanı ayırmanın önemini anladım.

Hayatta hiçbir şey ailenizden daha önemli değildir.

Onlara hakları olan zamanı ve ilgiyi verin çünkü böyle şeyleri erteleyebileceğiniz "başka bir zaman"ı her istediğinizde yakalayamayabilirsiniz.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

8/6/2008 · Kategori: Anne

Osman

Merhum Anneme

Ruhun şad olsun annem

Simdi anladım kıymetini kızma bana

Meğer ne çok severmişim seni annem

Yokluğun kızgın tas olup da oturunca yüreğime

Kızma bana annem

Ne zormuş yasamak sensiz

İnsanlar üstüme üstüme gelir annem

Ezip geçer oldular simdi sensiz beni

Ah ne çok da severmişim seni

Yokluğun nefesimi düğümler

Soluyamam sensiz olan havayı annem

Yüreğim kan ağlar gözlerim kan, kan

Aksamlar olmaz olsun isterim

Doğmasın sensiz dünyada güneşi neylerim

Sen dunyammisin meğer annem

Bunu yokluğunda anladım

Üzerdim seni bilirim

Belki ağlardın ardımdan gidince ben

Kıyamazdın dokunmaya bile saçlarıma annem

Bilirim sen yüreğinden severdin

Nasıl da kiydi sana kahrolası kara toprak

Alıp gidiverdi aniden kopardı annem

Öğünden beri sevmem toprağı da karasını da annem

Yıkılsın sensiz dünya neylerim yıkılsın be annem.

Bazen atıvermek gelir içimden kendimi

Ve uçup gelivermek sana

Yine kucağını açıp sarar mısın kollarınla beni annem

Oğlum kuzum der misin annem

Oy dağlar verin geri bana

Bir bayram sabahında öpeyim ellerini

Ve kokusunu soluyayım buram buram

Onsuz bu dünya bos annemsiz yaşadığım gün haram.

Oy deli yüreğim oy

Gün yalan gece yalan ben yalan

Sensiz gecen zaman yalan mis yalan annem.

Fuat Kızılarslan

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

17/5/2008 · Kategori: Anne

Uza ğında olunduğunda yokluğu en çok acıtan insan.hiç şüphesiz hayatınızda karşılaşacağınız en garip kadındır! nereye koyacağınızı mütemadiyen şaşırırsınız. bazen en kuytunuzdaki tek dosttur. bazen en uzak diyarın buğulu gözlü yareni. bazen kıskanç garip bir mecnun. ama hep sıcak bir sine...

insanı hayat boyunca gerçekten seven tek şey. göğsüne yatıp sadece öyle durmanın bile psikoterapi etkisi yaptığı kadın. en incinmemesi gereken insan. en geçerli yaşam sebebi.ulu sahsiyet sulu gozlu insanher gecen gun ben bunun yokluguna nasil aliscam yaa seklinde dusuncelere daldigimher gece allahım nolur ölmesin diye dua ettiğim kadinhayatimdaki en masum insan,seviyorum.bana “sen benden daha cesursun, ben ilk otobüsle memleketime döndüm, sen hayatın daha içinde olacaksın” diyen kişi. ama ben artık cesaret ne kadar gerekli bilmiyorum.

cesaret yalnızlık demek, kırgınlık, kırılmışlık demek, yorgunluk demek, yol almak ama bazen de “değer miydi?” demek. ama hayatta bir de huzur gerek. huzuru da ondan uzakta bulmak öyle zor ki....bir tek onun şiirini yazmak istediğin kadın!dünyanın en güzel kucağına sahip, en güzel kokan varlıksizi dünyada en fazla sevebilecek insan yanakları bi milyon pamuk helva gücünde olan...yıllardır yaptıkları yetmiyormuş gibi, otomatik ödeme yapmak, faizsiz kredi vermek gibi hiçbir bankanın yapmayacağı bankacılık hizmetlerini yapan dünyalar tatlısı...

hayatımız boyunca hatalarımızla,hastalıklarımızla,şuyumuzla ,buyumuzla en çok üzdüğümüz kişi,en çok kokusu ve kucağı özlenir,kimse onun gibi saçımızı okşayamaz,kimse onun gibi karşılıksız sevemez...dönüp dolaşıp varılan nokta.sizin yüzünüzden gözlerinin dolduğunu gördüğünüzde, odadan çıkmasını bekleyip, kapıyı bi güzel kilitledikten sonra günün geri kalan bölümünde şiş gözlerle dolaşmanıza sebep, bir eşini asla bulamayacağınız kutsal.tatmin olmak bilmeyen, mükemmel olmadığınızın bir türlü farkına varamayan insanelini tuttuğunuzda tüm samimiyetiyle elinizi tutan, sevgisini elinden kalbinize yollamayı başarabilen, kalp acınızın dinmesini sağlayabilen tek canlıdır yeri geldiğinde.

gözyaşlarınızın gerçekliğine inanıp, o gerçeklik karşısında yüreği cız edip göz yaşlarını tutamayan en büyük sevgi kaynağınızdır.kanından canından yaratılmışsınızdır, kandır, candır.her sıkıntıya sizin için göğüs germeyi göze alabilecek, en zor zamanlarınızda yanıbaşınızda bitecek, en mutlu olduğunuz zamanlarda ise içtenlikle gülümseyecek tek varlıktır.kıymeti bilinmesi gereken, bilinmese bile sizi sonsuz sevebilen tek melektir anne.her nerede her ne şekilde yaşıyor olursanız olun bir yerlerde sevgi dolu bir yeriniz olduğunu her daim hissettiren varlıktır anne.

korkunca gamzelerine saklandığım, cok uzaklardayken bile kokusunu özlediğim, düşüncesiyle kalbimi eriten, gözlerimde ki gölgelrden içimi okuyan...hayatta beni sadece ben olduğum için seven tek insan,minik kadin.hakkında şöyle bir hikaye vardır ki yürek burkar, anneyi üzdüğümüz her dakka sonradan yangın yerine döner insanın içinde.anne çocuğunu telefonla gece geç saatte arar, çocuk gençtir. asidir.

annesine çemkirmeyi iş sanır, büyüme sanır, bağımsızlık sanır. genç- anne ne bu saatte arıyorsun!anne- yavrum gene mi rahatsız ettim seni?genç- evet, gene rahatsız ettin beni!anne- 20 yıl önce sen de beni tam bu saat bu dakikada rahatsız etmiştin yavrum. doğum günün kutlu olsun. iyi geceler.

(aglarsa anam aglar gerisi yalan aglar)kapıdan girersin ve yorgunsundur.

- ya bugün anam aaladı çok yoruldum

- yalan sööleme aalamadım ben. der bu kişi. komik bişi bunlar.

sesinizden atesinizi olcebilen insan..

sabahlara kadar koynunda ağladığım ve beni karşılıksız seven tek insan...seni seviyorum deyince utanan ve sasiran insan modeli. yazmasi kolay da soylemesi...sarilinca hersey duzelcekmis gibi gelir,ozleyince dunyanin en yalniz insani gibi hissettirir,birarada cok durunca basinizin etini yer,hasta olunca en iyi o bakar,ayaginiza bassa kendi cani acimis gibi uzulur,basiniza bisey gelecegini mutlak hisseder,genelde telefon kullanmasini bilmez,ogretmeniz yillar alir,arada babanizi cekistirir,pazarlik etmede bir numaradır,ustunuze olacagini iddia ettiginiz seye olmaz derse o genelde harbi olmaz,soyledikleri cikar.boyle cok sevilesi muhtesem saldirip isirilasi bi varliktir.bişey söylemeye gerek yok sanırım : hayatımızın anlamı

(daha ötesi var mı diye düşünüp, ağladığım yüce, insan üstü varlık)

yaş ve mesafe gibi kavramlardan bağımsız, size verdiği koşulsuz sevgi ile her zaman sığınılabilecek bir limandır anne. başınızı okşayıp tüm korkularınızı yok edebilen bir büyücüdür. hayatta asla yalnız kalmayacağınızın garantisidir, ta ki o sizi bırakıp gidene kadar. bu nedenle gerçek yalnızlığı da eninde sonunda size yaşatacak olandır anne.bitanelerin, bi tanesidirsonsuza kadar yaşanması istenen tek varlık.Seni seviyorum annem...seviyorum birtanem....

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

17/5/2008 · Kategori: Anne

dagarcik10082pd1  

 

 

Ben anne olmasaydım eğer...

Topuksuz ayakkabılarla da şık olunabileceğini bilmeyecektim.

Hamileliğim esnasında 80'li kilolara kadar çıkıp kendi

çapımda ilk defa bir alanda rekorumu kıramayacaktım.

O küçücük ellerle renkli kartonlardan yapılmış bir kâğıt parçasının bu kadar değerli olabileceğini öğrenemeyecektim.

Kan yapsın diye danadili haşlayıp üzerine yumurta kırıp ağzının tadına da uysun diye çikolatalı pudingle karıştırmak gibi yaratıcılığın sınırlarını zorlayan tarifler keşfedemeyecektim hiç.

Su almak için elimde kumanda ile buzdolabını açtığımda kumandayı buzdolabına koyacak kadar ya da evden çıkarken telsiz telefonu çantama atacak kadar kendimden geçmeyecektim.

Birinin canı yandığında ötekinin bu acıyı hissedebilmesinin sadece ikiz kardeşlerde olduğunu sanacaktım.

Sabahın köründe gözü kapalı mutfağa kadar gidip, süt ısıtıp yine gözü kapalı dönme yeteneğini kazanamayacaktım.

Üzümün çekirdeklerini tek tek çıkarmak için insanüstü bir uğraşa asla girmeyecektim.

Bir insanın gaz çıkarması beni bu kadar mutlu edemeyecekti.

Büyüdüğünde arkadaşlarınla birlikte partilerde Süper Anne olarak eğlenmeyi hayal edemeyecektim.

Babanla belki daha az kavga edecek ama sevginin evlat denilen başka bir boyutuna giremeyecektik.

Sevginin böylesine karşılıksız olanını hiç tadamayacaktım..

Telaşsız sevişmenin hayalini kuramayacaktım.

Annemi bu kadar çok sevdiğimi anlamayacaktım.

Annesinden zorla ayırdılar diye 'Uçan Fil Dumbo!' çizgi filminde böğürerek ağlamayacaktım.

Geceleri kesintisiz uyuyacak, hafta sonunda sabahları istediğim saatte kalkacaktım ama uyandığımda yanağıma konmuş minik ellerin sıcaklığı ısıtmayacaktı yüreğimi.

Çantamda sürekli bisküvi, ıslak mendil, bir adet oyuncak, düşer bir yerin kanar diye ayıcıklı yara bandı taşımayacaktım.

Acıyı geçiren öpücüğün gücüne inanmayacaktım.

38,5 derece ateş beni de yakıp kavurmayacaktı.

Yağmur sonrası çamurlu sularda zıplamanın keyfine varamayacak, sen bir lokma daha fazla yiyesin diye kalabalığın ortasında kafamda peçete dansı yapmayacaktım.

Sen olmasaydın eğer yaşamın karmaşıklığını unutup tekrar basit yaşamayı öğrenemeyecektim.

Sen olmasaydın eğer ben asla 'anne' olmayacaktım.

Bir çocuk doğduğu anda, bir anne doğarmış... Bu lafın doğruluğuna inanmayacaktım...

Tüm annelere eli öpülesi analarımıza...

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

17/5/2008 · Kategori: Anne

 

Ben o zamanlar çocuktum. Hangi zamanlar demeyin, bundan önceki zamanlar işte.

Böyle, yüreğime sancılar girerdi. Kuşlarım uçup giderlerdi kafeslerinden ortaklık sakinleşene dek.Bir ben kalırdım, bir de kahrolası sancılar. O zamanlar anlamazdım, iki lafı bile bir araya getirmezdim. Hep susardım?

Yerli yersiz tutan susuzluğum ve susmalarım çocukluğumdan benim.

Bazen sokaktan çocuk sesleri gelirdi. Gider cama yaslanır, ellerimi kafamın arasına sıkıştırır, çocukları izlerdim. Bir adam eliyle çevirdiği salıncak çarkında, on iki çocuğu sallardı. Kahkahaymış kulağıma gelen sesler. Çocukların yüzünü güle çeviren bir salıncak çarkının taburesine zincirlenip, dönmekmiş. Bense zincirlerimden hiç kurtulamadım.

Hep anlamsız çiziklerle doldururdum telefon rehberini. Arayacaklarımın listesi uzardı da, uzardı. Ama o zamanlar, hangi tuşla kime ulaşacağımı bilmezdim ahizeyi kaldırınca. Beklerdim ki koca kız olayım. Telefon sehpasının yanına gelir, ellerimi kafasımın arasına sıkıştırır, susardım...

İçimden ona kadar sayardım.

Bana öğretilen en büyük sayıydı on, ötesine varamazdım. Böylece yalnızlığım ondan öte gitmezdi.

Bir gün, mutfağa girmiştim. Canım üzerinde inek resmi olan kutudakinden çekmişti. Boyum bir metre olmalı ki, parmaklarımın ucunda tezgaha uzanmışımtım. Nasıl olduysa, zoraki tuttuğum bardağı, elimden kaydırmıştım. Annem gelmiş bakmaya. Ben hemen masanın yanındaki sandaliyeye oturmuş, ellerimi kafamın arasına sıkıştırıp dalmışımtım. Annem ne varsa halimde, gözünden iki damla yaş akıtıp, bana sarılmıştı. Bir de gözlerimden öpmüştü. "Ömr-ü baharım" demişti de, susmuştum. Anlamamıştım "ömr-ü bahar" ne demek.

Sonra aradan yıllar geçmişti. Kafamı ellerimin arasına sıkıştırdığım kare ile tanır olmuşlardı beni. Nerden bulduysam bulup çıkarmıştım o kareyi dün yine.

Biri geldi dün ve şey dedi: "Hiç değişmemişsin küçük hanım."

Şaşırdım. Tamam, ağladım. Şimdilerdi yirmi iki yaşındaydım, iki sekiz daha devirmiştim yaklaşık sekizimin üzerine.

Hak vermem gerekti belki, lakin sustum.

Beni susturan çocuksu nedenlere ağladım, şimdiki suskunluklarıma anlam veremeksizin?

"Kafamı ellerimin arasına sıkıştırdım... Daldım... Bu suskunluğu kabul etmek o kadar zor ki!"

Düşsel gerçekliğim belki de bu benim...

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Sitenizesayac.com
Gtoplist

Zirve100
Zirve1 en iyi Türk Siteleri
Zirve1 en iyi Türk Siteleri
..